26 Mart 2009 Perşembe

Gecelerden bir gece

Abimin arabası bozuldu. Mannheim'dan bir arkadaş geldi, arabayı garip metal bir aletle onun arabasına bağladık. Arkadaş olan Ahmet. Ahmet'le beraber çekilen arabaya oturduk, öndeki arabayı da abim sürdü.
Heilbronn diye bir şehre gittik. Yaklaşık birbuçuk saatlik bir yol. Yollar tamamen karanlıktı, bizim araba çalışmıyordu, sessizdi, gece vakti giderken öyle, garibine gidiyor insanın. Ahmet Almanya doğumluydu, türkçeyi Alman aksanıyla konuşuyordu. Şundan bundan konuştuk.
Heilbronn'u abim Almanya'nın Yozgat'ı olarak tanımlıyor. Hiçbir şey yok Heilbronn'da, o yüzden acınası bir şehir. Bir çin lokantası bulduk, Heilbronn'daki arkadaşla buluşacağımız yerin yakınında. Öksürten bir çorba içtik. Sonra arkadaş geldi, bu başka bir arkadaş, Ahmet değil. İsmini unuttum ama. Beraber arkadaşın arkadaşı olan tamircinin tamirhanesine gittik. Orası da karanlıktı, kimse yoktu. Çevredeki apartman dairelerinden birinde bir parti vardı. Dört kişiydik toplam.
Birden havada bir şişe uçtu, yerden sekti ve Ahmet'in göğsüne çarptı. Tekrar yere düşüp kırıldı. Hepimiz dışarıdaydık. Telaşla etrafa bakındık, biraz uzaklaşalım diye düşündük ama şişenin nereden geldiğini anlamadığımızdan nereye uzaklaşacağımızı bilemedik. Yaklaşık otuz saniye sonra bir tane daha şişe geldi, gene nereden geldiğini göremedik. Kulağımın yanından geçti, sesini duydum, yere düştü ve kırıldı. Bütün daireleri gözden geçirmeye başladık, karanlık pencerelerde korkutucu bişeyler görür gibi olur insan hep. Heilbronn'lu olan arkadaş polisi aramaya karar verdi. Gidemiyorduk çünkü tamirciyi bekliyorduk. Kaçamıyorduk çünkü nereye kaçacağımızı bilmiyorduk. Bekledik, bir şişe daha gelsin diye. Arada karanlık bir patikadan bir kaykay sesi bize doğru yaklaşmaya başladı. Kaykaycı geçerken bize baktı, dört türk. Tam o sırada bir şişe daha geldi, kaykaycı kaykayından düştü, sonra arkasına bile bakmadan koşarak kaçmaya başladı. Biz önce şişeye şaşırdık, sonra kaçan kaykaycının arkasından baktık. Sonra bir şişe daha gelsin diye beklemeye başladık veya tamirciyi bekliyorduk, hatırlamıyorum.
Abim o gece trenle direk evine döndü. Sonra Heilbronn'a arabayı almak için geri döndü. Sonra da sözlükte Heilbronn başlığına güzel bir entri girdi, orada "bazı şehirlerin niye varolduğunu" anlamadığı yazdı, Heilbronn'u kastederek, ama bu olayı anlatmadı. Arada hala o geceyi konuşuruz. "Ne garip olaydı?" deriz. Heilbronn'a gelince, ben de bir daha görmedim, arada rastladığım birileri Heilbronn'dan geldiğini söyleyince, suratına daha dikkatli bakıyorum, ama pek birşey okuyamıyorum. Nasıl biri yapar ki böyle birşey?

Hiç yorum yok: