26 Mart 2009 Perşembe

bişeyler bişeyler

rüyamda ben odanın ortasındayım, danimarkalı bir çift ("tipik bir danimarkalı çiftiz işte!" demişler az evvel, birbirlerine sarılarak, 45 yaşlarındalar), küçük kızları, kızın dedesi ve bir sürü bavul var. ben yerdeyim, yan yan yatıyorum, kafamın üstünde ise bir kedi var, öööyle duruyoruz. o kedi oraya nasıl geldi diye sormayın, uzun hikaye. hatırlıyorum rüyayı ama anlatması uzun sürer.
kedi kafamın üzerinde, ben hareketsizken uyanıyorum rüyadan. pıt pıt sesler duyuyorum ve bodrum katında oturduğumdan fare mi girdi diye tırsıyorum. pencereye bakınca bir adet, bir tane, bir kelebek görüyorum, pencereye vuruyor, dışarı çıkmaya çalışıyor. uyyy çok şiirsel.
yatakta tembel tembel duruyorum, kelebek sevimli ama yarı açık pencereden dışarı çıkmayı beceremeyecek kadar hıyarsa ben napayım diyorum en başta. sonra çıkardığı seslerin uykumu kaçıracağını anlıyorum, lan bi rahat dur, denedin denedin, olmuyor işte, durmadan geri tepiyorsun pencereden? hiçbir şey öğrenmeyecek misin bu tecrübeden.
ayağa kalkıp kelebeğin pencereden çıkmasına yardımcı olduğumu hayal ediyorum. evet ama bu hareketin bencilce yanını görelim: kim takar kelebeği, ırakta insanlar ölüyor, ben kelebeği kurtarsam, pencereden çıksa (ooo kurtuldu, ne kurtuldusu lan biraz çimenlikte uçup ölücek sonra, hem daha pencereyle dışarıyı ayırdedemiyor, tamam uç kelebek, özgürlüğüne uç, ama yani zaten pek bişey anlamayacaksın o özgürlükten) bunun kime faydası var? anca bana var, ertesi günü anlatırım, "bir kelebeği özgürlüğüne kavuşturdum" derim, aslında demem de, çünkü fazla kitsch. bana bile yararı yok. dahası pencereyi tam açması zor, önünde bir sürü şey var, kaldırmam gerekir.
ama kelebeğin sesi rahatsız ediyor. bu işin bir yolu daha var biliyorum. yattığım yerde bir an hareketsiz duruyorum, aklımdan karanlık düşünceler geçiyor. ayağa kalkıp bu işi kolayca sonlandırabilirim. bir gazete kağıdını alıp katlarım, dünyanın her yerinde insanlar ölüyor, paçayı sıyırabileceğimden eminim.
ne yapacağımı bilmeden ayağa kalkıyorum sonra ben. gazete kağıdıyla bir kere vuruyorum, ama ölmüyor. sersemliyor sadece. uçmaya devam ediyor. sonra gazete kağıdıyla kelebeği pencereden dışarı yönlendirmeye karar veriyorum, ama kelebek kendi başına yolu bulamadığı gibi, benim yardımımla da bulamıyor. sonra oraya ne zaman kurulduğunu anlamadığım bir örümcek ağına yakalanıyor, doğanın kanunu var, onların kendi aralarındaki hesaplaşmaya ben karışamam. yatağa geri dönüyorum.
o kediyi de görmüyorum daha sonra, hani rüyadaki. işin aslı o gün daha rüya görmüyorum.

1 yorum:

fer dedi ki...

"pencereden çıksa (ooo kurtuldu, ne kurtuldusu lan biraz çimenlikte uçup ölücek sonra, hem daha pencereyle dışarıyı ayırdedemiyor, tamam uç kelebek, özgürlüğüne uç, ama yani zaten pek bişey anlamayacaksın o özgürlükten) bunun kime faydası var?"

"There is an Eastern fable, told long ago, of a traveller overtaken on a plain by an enraged beast. Escaping from the beast he gets into a dry well, but sees at the bottom of the well a dragon that has opened its jaws to swallow him. And the unfortunate man, not daring to climb out lest he should be destroyed by the enraged beast, and not daring to leap to the bottom of the well lest he should be eaten by the dragon, seizes s twig growing in a crack in the well and clings to it. His hands are growing weaker and he feels he will soon have to resign himself to the destruction that awaits him above or below, but still he clings on. Then he sees that two mice, a black one and a white one, go regularly round and round the stem of the twig to which he is clinging and gnaw at it. And soon the twig itself will snap and he will fall into the dragon's jaws. The traveller sees this and knows that he will inevitably perish; but while still hanging he looks around, sees some drops of honey on the leaves of the twig, reaches them with his tongue and licks them." [A Confession, L. Tolstoy]


yasamdan zevk almak varken biraz sonra olecegim diye karalar baglamaya ne gerek var :)