26 Mart 2009 Perşembe

Bir otobüs macerası

Kuşadasından İstanbul'a. Uyuyordum, birden uyanıp otobüsün durduğunu farkediyorum. Yolun ortasında durmuşuz. Gündüz vakti ilerde yol çalışması yapılıyor, elimiz mahkum, bekliyoruz. Bir süre sonra otobüsten iniyoruz, geriniyoruz, yolun devamına bakıyoruz, otobüsten açıldıkça bir özgürlük hissi geliyor, ama gözümüz trafikte. Birden sebze meyve satan arabalar geliyor, millet alışveriş yapmaya başlıyor. Yakınlarımda gördüğüm birine yanaşıp "yakında yerleşik hayata geçicez, camiinin temellerini atmaya başlamışlar ilerde" diyorum. Önce bir bakıyor, sonra gülerek karşılık veriyor. Ama ikimiz de anlamıyoruz pek birbirimizi herhalde, zorlanarak gülüyoruz.
***
Önümde 5 yaşlarında bir çocuk durmadan bana dönüp mimik yapıyor. Türkçe bilmiyor, türk annesiyle beraber Hollanda'dan gelmiş. Karşılık verince yüz buluyor, tüm yolculuk boyunca çocuğu eğlendirmekle yükümlüyüm artık. Arkalardan bir yerlerden iki kişi konuşuyor, biri diyor ki:
"zaten dünya tarihinde iki tane imparatorluk var: Roma İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu. Onun dışında dünya tarihini etkilemiş o kadar büyük iki imparatorluk yok!"
konuştuğu kişi gençten bi çocuk olsa gerek, "doğrudur" diyor, tasdik ediyor. Gururlanıyorlar.
***
Gemlik'te yağmur başlıyor. Bir durakta bir adam biniyor, sarışın, iricene. Biletinin numarası benim yanım, ama yolda aldığımız biri oraya çoktan çöreklenmiş. Sarışın adam muavine "benim yerimi boşaltır mısınız lütfen?" diyor. Muavin tamam diyor, boşaltmak için önce koridordaki servis arabasını çekmeye çalışınca sarışın sinirleniyor, "kardeşim duymuyor musunuz?" diye bağırıyor. Muavinle atışmaya başlıyorlar, o sırada yanımdaki tırsıp kalkıyor, sarışın bağırarak yanıma oturuyor. Ben de sakinleştirmeye başlıyorum, arkadan İmparatorluğun neferlerinden biri bağırıyor:
"Beyler aramızda turistler var, yanlış intibağ uyandırmayalım memleketimiz hakkında, lütfen beyler!"
Sarışın adama genel bir tepki var otobüste, bağırıp durduğu için. Adam Kazakistan'da mühendislik yapıyormuş. Uçağına yetişmeye çalışıyormuş, biz yolda 40 dakika beklediğimiz için geç kalmak üzereymiş, gerginmiş. Önümdeki çocuk yol boyu bir daha arkaya dönmüyor, yanımdakinden korkuyor anlaşılan.
***
Yalova vapurunda dışarı çıkıyorum. Hava fırtınalı, vapur sallanıyor. Karşı yakaya şimşekler düşüp duruyor. Sigaram uçuyor. İçeri giriyorum, muavini görüyorum. "Ben ona birşey derdim, ama neyse efendilik bende kalsın!" diyor. "Salla gitsin!" diyorum. Takriben 2 saat sonra eve varıyorum. Ev boş, uykuya dalıyorum.

Hiç yorum yok: