26 Mart 2009 Perşembe

Bir başka otobüs macerası

Nedense hep dinlenme tesislerinde otobüsün beni unutup gideceğini düşünüyorum. İki şehir arası medeniyetten uzak bir yer ne de olsa dinlenme tesisi dediğin. Bir nevi istasyon, ıssız ve tehlikeli bir coğrafyanın ortasında kurtarılmış bölge gibi bir havası var böyle tesislerin, otobüsler burada durabiliyor. Ama otobüs gittiği zaman oradan çıkabilmenizin imkanı yok, çünkü dinlenme tesisinin elli metre ilerisi vızır vızır geçen arabalarla dolu, bir yayanın orada işi yok. Dış dünyayla bağlantıya geçmek istiyorsanız, bu paralel evrenden çıkmak istiyorsanız, otobüsünüzü kaçırmamanız lazım.
Ben sigaramı çabucak içtim, koltuğuma oturdum. Az sonra yanımda oturan teyze gelicek, pencereden görüyorum. Ben koridor tarafında oturduğumdan o geldiğinde kalkacağım, teyze yerine geçecek, sonra yola devam, bunu biliyorum çünkü otobüste herkes yerini almış ve benim gibi teyzenin gelmesini bekliyor. Arada cık cık sesleri çıkarıyorlar. Teyze elinde birşeylerle yaklaşıyor, herkesin beklediğinin farkında değil, temiz hava alıyor, etrafa bakınıyor. 70 yaşlarında olsa gerek, kadınların yaşı sorulmaz. Saçları beyaz iyice. Daha pek konuşmadık yol boyu, biraz sohbetten sonra molaya kadar uyuyakalmıştım. Dağınık mı anlatıyorum?
Garmisch'de, yani Bavyera Alplerinde ufak bir şehirde oturuyormuş. Hayatı boyunca otellerde, pansiyonlarda çalışmış. Kızının eşi hastalanınca ziyarete gitmiş, oradan dönüyormuş, çocuklara bakmış, büyük olan yaramazmış, ama ortanca zehir gibiymiş, bir de dağınık olmasaymış. Harçlığını kısmakla tehdit etmiş. Çocuk önemsememiş, omuz silkmiş. Onun döneminde böyle değilmiş, babası çok sert biriymiş, zaten ordudaymış zamanında, birinci dünya savaşı olsa gerek. Disiplini babasından öğrenmiş.
Kocasından çocuğu doğar doğmaz ayrılmış. Otellerde temizlik yaparak, otelin barında müşterilere hizmet ederek, haftasonu eğlenceleri düzenleyerek geçirmiş hayatını. Çocuğuyla beraber pansiyonun ufak odalarında kalmışlar hep. Sonra Garmisch'e yerleşmiş, emekli olmuş. Büyükçe dayalı döşeli bir ev yapmış kendine uzun yıllar boyu. Şimdi ise, diyor ki, keşke diyor, bir evim olmasaydı da, onun yerine bir karavanım olsaydı, çok fazla lükse ihtiyacım yok, ama gezmeyi çok seviyorum.
Arkadaşlarıyla dans gecelerine gidiyormuş, arada kendi yaşlarında bir erkeğe rastladığında, "karavanınız var mı?" diye soruyormuş, gülerek anlatıyor bana, çekinmeksizin böyle sorabildiği için arkadaşları şaşırıyorlarmış. Sorduklarından bir tanesi "neden bir hafta önce sormadın? yeni sattım, beraber gezecek birisini arıyordum!" demiş, bunu da gülerek anlatıyor. Ayrılırken "umarım karavanla gezecek birini bulmayı becerirsiniz!" demeye karar veriyorum, aklımın bir köşesine yazıyorum. Seyahat ya resulullah.
Yaşlı insanlara has bir sıkıcılığa sahip. Yaşlı insanlar sevimli, şefkatli, huysuz, tonton, komik olabiliyorlar; ama hayatın acımasızlığına bakın ki, tüm o hayat tecrübesinin karşılığında o hayat tecrübesini aktarabilecek belagat ve bilgelik yaşlılara verilmiyor pek. Genelgeçer sözler ediyorlar, "hayatı ciddiye alacaksın, sıkı sıkı sarılacaksın, isteyince yaparsın!" diyorlar, doğruluk payı olsa gerek, kolay inanıyorum. Tut ki ben bu yola bambaşka düşüncelerle çıktım, rüyada gibiyim ve herşey kayıyor, üzülüyorum otobüste olduğuma, ben burada bu teyzenin yanında olmak istemiyorum, senin yanında olmak istiyorum. Teyze gecenin bir vakti izbe bir yerde iniyor, etraf karanlık, yaklaşık bir yarım saat o karanlıkta başka bir otobüsü bekleyecek. Cüzdanından üzerinde ismi, telefon numarası ve adresi yazan bir kağıt çıkarıp bana veriyor. Eğer yolun düşerse muhakkak uğra bana diyor. Mola verdiğimiz yerde aldığı çikolotalı kekleri unutmasını istiyorum toparlanırken, unutuyor. Umarım diyorum, karavanı olan birisini bulursunuz. Gülümsüyor. Görüşürüz.
Yola devam ederken kekleri yiyorum.

Hiç yorum yok: